gel benimle çok çok uzaklara
hüzünlerimi bir parça aşkla değiştir
uzun bir aradan sonra yazasım geldi. ayrıca yine uzun bir aradan sonra kendi istemim dahilinde yaşar dinliyorum.
bırak dudaklarından benler okunsun
bırak ellerim saçlarına dokunsun
ne yazayım onu da bilmiyorum. sabaha kadar oturduğum şu günlerimde duygularından arınmış halde otururken bir insan internette yayınlamak için ne yazabilir ki. birilerine belki şunu diyebilir
söz veriyorum her şey çok güzel olacak sadece sen ve ben
diyemiyorum. bir şeyler hissetmeyi bırakalı çok oldu. duygularımı geri kazanmaya uğraşıyorum. bir kısmını kazandım sanki. duyguları maddeleştirdiğimizde geri alabiliyoruz onları, tamamen hormonal olduğunu düşündüğümüzde. kutsallaştırmadığımızda gözümüzde. basite indirgedim sevgiyi. birazcık kalp çırpıntısı sadece. bunu geri kazanabilirim elbette ki.
geri gelmeyen umutlar.
hayat her darbeyi sana değil umutlarına vuruyor aslında farkında değilsin. değiliz hiçbirimiz. zamanın her şeyi geçirmesi böyle. zamanla sıyrılıyorsun umutlarından, yaralı kısımlar onlarla beraber geride kalıyor.
belki de herkes farklıdır. insanları küçümsememeli. herkes kendisinin özel olduğunu düşünürken hele...
insanlarla iyi geçinmenin reçetesi varmış evet. reçeteye uygun yaşayabiliyorum kimi zaman.
evet yine o cümleye geldim, oradan oraya anlamsızca atlarken aslında günlerdir aklımda dönüp duran cümleye geldim. "artık insanları daha az seviyorum." bu böyle.
bu bir çeşit nefret değil, insanlıktan nefret ettiğimi düşündüğüm zamanlar da oldu. bencilliklerini, içlerindeki nefreti açıkça görebildiğim zamanlar. onlardan biri olamayacağımı, hep yalnız olacağımı sanırdım.
bir dönem de aslında insanları çok sevdiğimi, ama bu uzaklaşmanın kendimi sevmememden kaynaklandığını sandım.
kendi tahlillerimi yazabilirim sayfalarca. zaten bir tek kendimi yazabildiğimi farkediyorum.
ama niye yayınlıyorum zırvalarımı. bilmiyorum.
ve neden Büyük Harfleri sevmiyorum onu da bilmiyorum.
13 Ağustos 2010 Cuma
Kaydol:
Yorumlar (Atom)