29 Ocak 2012 Pazar

google plus

şimdi ben blogger'ımı googleplus'ma bağladım ya: beni ekleyin istiyorum:

https://plus.google.com/116406738425503188390/posts


böyle işte. bu yayın da burada biter!

28 Ocak 2012 Cumartesi

2012

Bir yıl olmuş blog yazmayalı!
Bu espriyi yapmasam olmazdı, kusura bakmayın.
2012 benim asosyallik yılım sanırım, şu bir ayın nasıl geçtiğini anlamadım tüm bildiğim çok yalnız geçti.
Notlar motlar hak getire, ama umursamıyorum, benim gerçekten nasıl olduğumu merak eden okuyucularıma bir sorum var bu arada.
Yayınlamakla yayınlamamak arasında kaldığım... 
Ben sevmediğim o tiplerden mi oldum ne, öne bahsedip sonra konuyu geçiştiren. Bu ara kafamı bile toparlayamıyorum farkında olduğunuz üzere.
şimdi ben böyle saçmalasam yazsam, araya kurgu şeyler katsam. biraz iç dünyamdan bahsetsem, biraz dilbilgisini umursamasam,
biraz umursasam
hem dilbilgisini hem insanları.
Sonra desem ki bu POStmodern bir çalışma,olur mu,,, o pos da kredi kartının posu.
i <3 shopping! 

1 Aralık 2011 Perşembe

yaşlandığını anlamanın yolları #1

Uzun zamandan beridir Bursa'ya gitme planım var bilenler bilir. Oraya yerleştiğinden beri -2 senedir- kuzeni ziyaret edesim var, en sonunda değişiklik olsun dedim, bıktım dedim, bu kez kesin gidiyorum dedim, sonra tabii ki formaliteler var arayıp "bir maniniz yoksa annemlersiz size gelcem" demeler, anneyi arayıp  "anneaa sınavlar bitti ben bursaya gidiyoom"lar var. Sonra kim uğraşacak deniz otobüsüyle dedim, madem Bursa, Nilüfer'le gideyim dedim (reklamları dinlediniz), bir de baksam ki nilüfer'de kampanya varmış... (reklamları dinlemeye devam ediyorsunuz aslında), dersten çıktım, bileti almaya gittim ve şimdi orada akşama kadar oturmaktan sıkılmış, muhabbete sarmış çocukla diyalogum:

m(artık, m neye tekabül ediyor bilmiyorsanız ölün):iyi akşamlar
ya da böyle yapamayacağım yaa, bütün diyalogu hatırlayamam kii!

alıntılar
ç(çocuk):öğrenci misiniz
m:evet
ç:(eliyle arka tarafı göstererek !?):burada mı
m:evet
ç:ne okuyorsunuz?
m:endüstri
ç:master mı? yoksa doktora falan mı?
m: '-__________________- son sınıf
şimdi aranızdan olur da nasıl yaşlandığımı anlayayım diye okuyan çıkarsa, tam bu noktada bırakıp gitsin bence. bundan sonrası hali hazırda şoka girmiş beni, dumura uğratan çocuğun diğer bombasından ibaret.
ç:önce dönüş biletini kesiyorum, şimdi gidişi keseceğim. dönüş de 6da, gidiş 5.15 oluyor değil mi, servis de öyle gelir...

m:şimdi kampanya olacak mı?
ç:heh ben de tam size sürpriz yapacaktım (!!!!!!) dönüş biletinde kampanyalı bilet kalmamış, o yüzden önce dönüşü kestim, şimdi gidişte de 5 yerine 5.15 yaptım çünkü bu yeni sefer açılmış, istediğiniz yeri seçebilirsiniz, hem kampanyalı...

falan diye beni dumura uğratmış bir şekilde anlatmaya devam eder. bu sırada içeri yeni giren kadının bakışları üzerine ben susup bileti alıp gideyim diye, kafa sallayıp dururken çocuk, trafikten servisin geç gelebileceğinden, otobüsteki televizyondan, ben geç kalırsam burayı arayıp servis geldi mi geç kalacağım diyebileceğimden (ki bu noktada, yarın ben burda olmayacağım ama buradaki arkadaş da "joker"dir, ona söyleyebilirsiniz işim çıktı geç geleceğim diye dedi, ben şaşkın bir şekilde, yok geç kalmam ben, o da insanlık hali bir şey çıkar, acil bir işiniz olur 15 20 dk gecikirsiniz, ya da belki çok beklemek istemezsiniz servis de geç gelir (yazmak ne uzunmuş yahu, meğer ne çok konuşmuş çocuk) diye devam etti.) ve bir sürü şeyden bahsetti. kendimi vay bee diyerek dışarı attım.
şimdi bu kadar şeyi neden anlattığım konusuna gelince, tamamen kendim için, hatırlayıp gülümsemek için. işini seven insanları seviyorum, gerçek bu.
anlamsızlık, depresyon, melankoli, rutin, sınav gibi şeyler için boğulup giderken, bir anda hoşuma gitti, böylesi bir insanla karşılaşmak. herkes işini sevsin yaa, lütfen ben de seveceğim bir iş yapayım lütfen lütfen!




ps: dünyayı kurtarasım var!

22 Kasım 2011 Salı

bedel-li

Bedelli askerlik de çıktı sonunda. Bu konuda bir şeyler yazabilmek için düşündüm ama ne hissettiğime karar veremedim. Bu bir çeşit parası olana “her şey” güzel düzenlemesinden başka bir şey gibi gelmiyor. Gerçi çıkmamasına taraftar da değildim. Askerlik konusu çok kafa kurcalayan bir konu. Bunca yıldır gelmiş geçmiş Türk devletlerinin asker yapısını, ya da kültürel yapısını düşündüğümde karar veremiyorum. Askerlik olması lazımmış gibi geliyor genel çerçevede, biraz disiplinin kimseye zararı olmaz tarzı anlamsız tezlerim var. Eski Türk mantalitesinden kalmış güvende hissetme isteği var. Ama mantık, hep o mantık denen şey işin içine girdiğinde kaldırılmalı diyorum. Vicdan-i red de değil, toptan kaldırılsın ya herkes eşit şartlarda yapsın ya da kimse yapmasın. Ordunun olmadığı TCyi gözünüzde canlandırsanıza, nasıl zor. Sırf değişiklikleri hayal edemediğimiz için yapamıyoruz konusu var ya... Değiştirmek lazım bu ülkeyi. Bu beni de değiştirmek lazım. İkisini birden yapmak için tüm derdim yurtdışına çıkmak yine bugünlerde. Ama tebrik etmelisiniz ne gerektiğine karar verip harekete geçtim bir bakıma. En azından her gün Euro kurunu takip ediyorum. Yaklaşık 10 günden sonra yine 2,50nin üzerine çıktı Euro. Bugünün haberi iyi değil anlayacağınız. Yurtdışında yaşayanın ödeyeceği 10,000€ bedelli miktarı değer kazandı. Konuyu böyle saçma bir şekilde bağladıktan sonra, bu hiçbir yere varmayan yazının tüm amacının bloguma özlemimi tatmin etmek olduğunu ilan ediyorum, selamlar bütün okuyanlarıma...

20 Kasım 2011 Pazar

bebek

uzun zaman oldu yine yazmayalı.
ödevler, sınavlar, yapılacaklar derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. ama dün bir rüya gördüm: "yazmasam delirecektim" cinsinden. bir bebeğim olmak üzereydi, filmlerden alınmış bir sebeple. sarhoştum hikayesi. sonra bebeğin olmasını istediğimi farkediyorum. gerisi detay. sarışın her nasılsa mavi gözlü, o mini mini kızı öyle çok seviyordum ki, 22 yaşında yalnız ve okuyan bir anne olma fikri dünyanın en iyi fikri gibi geliyordu.
bir çeşit masala kendimi kaptırmak dışında son bir ayımda hiçbir şey yok anlayacağınız.

5 Ekim 2011 Çarşamba

bağlan bana

dikkat connected2.me reklamı içermektedir!

el attığım her sosyalleşme(!) sitesi gibi connected2.me bağımlısı oldum bu ara. kendisi benim bütün ihtiyacıma hizmet ediyor gibi. karşındakine önyargı oluşturmadan konuşmayı, rasgele muhabbetler etmeyi ve anında yeni insanlarla tanışmayı ne kadar çok özlemişim meğer.

3 kişiyle konuştum ilk gün. bir tanesinin kim olduğunu hemen çözmekle beraber, birine dair tahminlerim var. üçüncüsü kim bilemiyorum! tahminim var yine elbet ama değildir sanırım. o 3 kişi, yine gelin yine gelin!!! akşamlarımı renklendirin dostlar. şimdi tabii reklam yapacağım:

-> http://connected2.me/msa <- here is the link to connect me! (ingilizceye geçişim tamamen abdden giren okuyucularımın ilgisini çekmek içindir çaktırmayınız.) I am open to conversations at nearly all the time. come to me with anything. I am realized now why I was not accepted to marketing internship. I cannot advertise myself. As a cliche come and see me! I am undefinable but liv(with)able. (götümden kelime uydurabilirim evet) anyways let's talk!

gel gelelim ikinci olarak altta görülen o resimlerden birine tıklayıp herhangi biriyle konuşmaya. yazması kolay, yapması zor. bu insanlardaki ego benim boyumu -bakın benim boyumu diyorum- bile aşmış! ama sonunda güzelce muhabbet edebildiğim biriyle tanıştım. siz de tanışın! bkz. http://connected2.me/Hirtapont selamlaşın konuşun. komisyon almadığımı kendisinden öğrenin, ama işe yararsa yakında reklam almaya başlayabilirim. zaten anlarsınız bugün akşam yemekte Pepsi içtim falan demeye başlarım.

bu kız çok sıkılıyor anlayabileceğiniz üzere. beni buralarda yalnız bırakmayın!

4 Ekim 2011 Salı

sıkıntı

ben böyle boşken,
oturduğum yerden para kazanıyorken,
geçirdiğim zaman CV'de çok değerli görülecekken,
muhtemelen evde olsam da aynı şeyleri yapacakken,
sınırsızca internete girebiliyorken,
yanlarına uğrayıp muhabbet edebileceğim insanlar varken

neden bu kadar çok sıkılıyorum acaba?