28 Nisan 2011 Perşembe

ÖSYM

Gazeteler, televizyon kanalları, radyo haberleri, internet, otobüste geçen bir konuşma, arkadaşlar arası muhabbet... Bugünlerde hepsine birden konu olmayı başarabilen bir kurumu yeniden irdeliyoruz hep beraber, başlıktan anlayacağınız gibi ÖSYM'den bahsediyorum.
Hayatının en azından bir döneminde şu sınav sisteminde bir yanlışlık var dememiş olan bir T.C. vatandaşının bulunduğuna kimse beni inandıramaz. Hepimiz yıllarca bu ÖSYM'nin kaldırılması ya da değiştirilmesi gerektiğini savunduk, savunuyoruz. Varolan sınavın belirleyiciliğini, öğrencilere etkisini tartıştık, tartışıyoruz. Ama bu süreçte hiçbirimiz yapılan sınavdaki haksızlığın, birinci dereceden bir haksızlık olacağını, sorularımın çözümlerine dair yolsuzluklar yapılacağını düşünmezdik. En şüphecimiz bile aynı sene içinde KPSS, LYS ve ALES skandalının üst üste yaşanacağına inanamazdı. Bu kadar bariz olan kandırmacalar silsilesi halkı soruşturmaya yöneltti. İnsanlar çocukları, çocuklar gelecekleri için endişelenirken, alınan en önemli cevap: "ÖSYM Başkanının açıklamaları beni tatmin etti." oldu. Bu cümlede beni rahatsız eden şeyi bir türlü açıklığa kavuşturamamıştım, ta ki bugün gazete okuduğum bir köşe yazısında: "Bu kadar önemli bir olay karşısında hükümet, kendisiyle aslında hiçbir bağlantısı olmayan kurumu neden savunma ihtiyacı duyar? Neden, en üst düzeyde, 'biz kurumun başındaki kişilerin açıklamalarından tatmin olduk' der. Sınava onlar girmediğine göre onların tatmin olmasının zaten bir anlamı da olamaz." cümlelerini görene kadar.
Siyasetle bütün diğer her şey öylesine iç içe girmiş ki bu ülkede. Biz Laikliğin yanı sıra, eğitimin de devlet işlerinden ayrılması gerektiğini, sağlık hizmetlerinin, kamu hizmetinin, sivil toplumun, öğretmen atamalarının, her şeyin devlet işlerinden, siyasetten arınması gerektiğini savunmak durumundayız. Ama tüm bunları seçim propagandası amaçlı kullanır oldular, siyasiler coğrafyacı, tarihçi, iklimbilimci, arkeolog kesildiler başımıza. Bunların her biri hakkında, politikacıların sağda solda bulundukları beyanatlar değil, bizzat girmiş olduğum ALES'teki bir soru beni bunu yazmaya yöneltti.


Gücünü gözlem ve mizahtan alan öyküleriyle tanınmaktadır. Öykülerinde konuşur gibi yazmanın doğurduğu bir rahatlık ve akıcılık görülür. Toplumsal bozuklukları, çarpık kişilikleri ele alır. Küçük olayların anlatıldığı bu öykülerde yazar, iyimserlikten uzak ve bilgilendirmeye yönelik bir yol seçer.
Aşağıdakilerden hangisi bu parçada sözü edilen yazarın özelliklerinden biri olamaz?
A)Anlatımda doğallığa özen gösterme
B)Toplumun aksayan yönlerini konu edinme
C)Güldürü ögesinden yararlanmasını bilme
D)Okuru aydınlatmayı amaçlama
E)Toplumsal olayları yansız bir bakış açısıyla anlatma

Gördüğünüz gibi, cevap belli, toplumsal bozuklukları ele alan bir yazarsanız, çarpık kişiliklerin farkındaysanız, sizin tarafsızlığınızdan, hatta sizin tarafsızlığınızı bırakın, anlatım biçiminizin, bakış açınızın tarafsızlığından söz edilemez. Ve ben tabii ki, bu soruyu yanlış yaptım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder