Blog'umu açanlar otomatik olarak müziğimi dinlemek zorunda kalsa. Beni de anlamak zorunda kalırlar mıydı? Yoksa bu onları sadece soğutur muydu? O kadar çok şarkı var ki, işte bu beni anlatıyor, işte bu hayatımın şarkısı diyeceğim. Ve bir o kadar çok, sade ama etkileyici, tüm müzik anlayışımı doyurucu şarkılar var. Teknik problemlerim nedeniyle şu an paylaşamadım.
Who could call my name without regretting
Who could see beyond this my darkness
And for once save their own prayers
Who could mirror down just a little of their sun
Böyle diyor mesela bir şarkım. Ne yazılabilir ki böyle sözlerin üstüne. Zaten şu içinde bulunduğum "dertsiz" tatil ortamında bütün yazma iştahımı da kaybettim. Boşluktayım. Derin bir boşluk. Sanki bütün hayatım hep böyleydi, bundan sonrası da hep böyle olacak. Bendeki bu gelecek takıntısı fal yüzünden oldu. Aslında fal denemez ona. "Yıldızname" adındaki 150 yıllık bir kitaptan, hocanın senin için bularak okuduğu cümleler. Benden öncekilerin yüzde yüz ikna olduğu ve başka insanların da referansı söz konusu olunca söylediklerinden baya etkilendim. Adam benim için tek bir cümle hariç iyi bir şey söylemedi. Her şeye çok çabuk sinirlendiğimden girdi, öleceğimden çıktı. 24 yaşında öleceğimi söylüyor. Eğer 24ünde ölümden kurtulabilirsem "ziyadesiyle yaşayacak"mışım. Ölümden korktuğumu düşünmezdim. Hala da korktuğum söylenemez. Ama bir kaç insanın merak edeceğini bilmek var. Beni tanıyan yüzlercesinin merak etmeyeceğini, aklına bile gelmeyeceğini umursamıyorum. Tek umursadığım merak edecek olan bir avuç insan.
Çok uzattım yine, çok konuştum. Şu sıradan hayatımda anlatılacak bu kadar çok zırva bulmam iyiye mi işaret kötüye mi bilemedim.
What is wrong
Not with the world but me
21 Haziran 2011 Salı
14 Haziran 2011 Salı
bloga eğilim
Az evvel itibariyle twitter hesabımı kapattım. Kalabalıklara karşı gereksiz bir kapris göstermeye başladım bugünlerde. Gereksiz olduğunun farkındayım ama zararlı olmadıkça değiştirmiyorum. Belki biraz da twitter'a herkes doldu tribidir bu. Neyse; sonuç olarak 140 karakterle anlatacaklarımı fazlasıyla anlatabileceğim bir platform varken elimde eksikliğini çekeceğimi sanmıyorum.
"Beni izlemeye devam edin anacığım!"
Burada daha sık görüşmek üzere...
"Beni izlemeye devam edin anacığım!"
Burada daha sık görüşmek üzere...
8 Haziran 2011 Çarşamba
benim de söyleyeceklerim var*
Bu video gayet ses getirecek bir tarzda yapılmış, tabii eleştirileri dikkate alacak olana. Ben burada CHPden ya da onların siyasetinden bahsetmeyeceğim. Aksine üzerinde düşünülmesi gereken AKPye olan eleştiriler. Ama ne yazık ki; ne kadar vurgularsak vurgulayalım, eleştirileri göz önünde bulundurmak yerine, karşı saldırıya geçme, cevap yetiştirme yolunu izliyorlar. Gözlemlediğim kadarıyla takım tutar gibi parti tutanların büyük bir kısmı AKPli. Ne kadar acıdır ki; bu insanlar neler olup bittiğini anlamadan, dinlemeden, incelemeden oy veriyorlar.
AKPnin en bilinçli kesimi kişisel çıkarları uğruna her dönem iktidarın yanında yer alan kesim. Yine iktidar olmalarının bir diğer avantajı olarak "oyumuz boşa gitmesin" kesimini çekiyor parti. Bu iki grubu AKPye çeken ise, yani bunların gerçek taraftarı, oy tabanı ise bazı öğrenciler, çalışanlar, esnaf ve genel olarak yoksul sayılabilecek insanlar. Bu farklı grupları çeken farklı kayırmacı siyaset biçimleri var. En önemli ortak özellikleri; sürü psikolojisi. Buna ister birlik ister cemaat ister halk deyin. Yalnızca; ailem, mahalledekiler, ev arkadaşlarım(!) bu partiye oy veriyor, ben de veriyorum kafasında olanlar, yine eleştirilere kulağını tıkayanlar bunlar. Gerçi, bu insanların mecliste temsil edenlerin hareketlerine (sansürler, kitap toplamalar, tutuklamalar...) bakınca; onlara da kızamazsınız. Doğru bildiklerini yapıyorlar. Doğruları hiç değişemez ya! Ve bu da bizi dogmalara götürüyor.
'Dogmatizm' dinin düşünce/eylem tarzını yansıtmak için kullanılmış bir kelime. Dinin hiçbir şartta değiş(e)meyen gerçeklikleri -ki ben buna inanmıyorum- dogmatik olan. Siyasetinin temeline dini oturtmuş olan gruplar, haliyle, dogmatik olur demeyeceğim. Değişen durumlara gayet ayak uydurabiliyorlar çünkü. Ama aksine, ideolojisinin temeline çağdaşlaşma (çağa uyum sağlama), "inkılapçılık" (devrimcilik) ilkelerini koyan bir parti dogmatik olamaz. Her zaman daha iyiye, daha yeniye gitmeyi hedefler bu insanlar. Bu 30ların ve sonrasının CHPsiyle, şimdikini ısrarla kıyaslayanların asla anlayamadığı bir konu. AKP sempatizanlarına gerek dile getirdikleri gerekse içten içe duydukları "başımızı kapattığımız için asılırız/kesiliriz" korkusu hakim. Gerekçe olarak da "daha önce yapıldı" diyorlar. Bu korkular ana muhalefetler CHPden de MHPden de hızla uzaklaştırıyor onları, bilin bakalım kimin etrafına toplanıyorlar?
Tüm isteğim sağı-solu, eş-dostu, çevre baskısını bir kenara koyup düşünmeleri. Bana kömür verdi/metrobüs yaptı/köprü açıyor/tayyipi seviyorum... vs.den daha iyi sebeplerle gelecek olanlar başımın üstüne. Zaten seçme özgürlüğünüz var (hala)!
* başlık Umut Sarıkaya'nın köşesinden alıntıdır.
2 Haziran 2011 Perşembe
kaybetmek
Sanırım hayatımda yakın ilişkilerimin ya da çok sevdiğim insanların olmamasının sebebini anladım. O kadar güçsüzüm ki; onları kaybetmeye dayanamazdım. Herhangi bir insanın ölümü bu kadar yıkarken beni, sevdiğim bir insanın ölümü... Boşuna değil bu yalnızlığım.
1 Haziran 2011 Çarşamba
özel istek üzerine #1
İşte yine olmadı. Bir kişi daha yokluğunun ezici gölgesi altında bıraktı gitti. "Yine dene, yine yenil, daha iyi yenil" dediler; denedim. Sanki her biri başka bir parçamı alıp götürdü benden. O, bir süreliğine doldurdukları boşluktan daha büyük boşluklara terkettiler. Düşüyorum. Bir zamanlar sağlamca bastığım toprak kayıyor ayaklarımın altından. Anlamıyorum. Masallara mutlu sonları yazan kim? Prensler neden ata binmiyorlar artık? Çok baskınsın. Seviyordum. Biraz kibarlık lazım. Sigara içiyorsun. Biraz da futbol. Kilo aldın. Bazen de arkadaşlarım. Kafa dinlemeliyim. Yemek yapmadın mı? Kızlar bunu anlamaz. Teatral bir havada olup bitti her şey. Sözler vardı havada. Konamadılar. Anlaşamadık dedi giderken. Anlaşamadık değil sevgilim, anlayamadım.
29 Mayıs 2011 Pazar
ben tatmin olmadım
Başlığım bugün ne kadar ilgi çekici değil mi? Okuyucuları farklı beklentilere sürüklemeden hemen açıklamak istiyorum. Başlığım bir alıntıdır. Ortalama 50 yaşlardaki birkaç kadının açtıkları pankartlardan alıntı yaptım!
Gözlerinizi kapatıp bir düşünün Beşiktaş Meydanı'nda 50'li yaşlardaki kadınlar "Ben tatmin olmadım." yazan pankartlardan taşıyorlar. Bunun neyin propagandası olabileceğini sizin hayal gücünüze bırakayım.
Benim gibi ağzı açık bakanlar içinse açıklıyorum: MHP'nin.
Seçim arifesinde gördüğümüz karalama kampanyalarından birini yürütmek niyetinde değilim. Hele de MHP'yi ve Bahçeli'nin açıklamalarını diline dolayıp bundan geyik malzemesi yapanlardan hiç değilim. Etrafta "püskevit" esprileriyle gezenleri de anlamıyorum. Şive bu kadar dalga geçilesi bir şey değildir. Eğer hatasız bir İstanbul Türkçesi beklemekteyseniz, önce kendi dilinize bakın derim, ya da illa siyasette arıyorsanız, ondan önde gelenlerin açıklamalarını irdeleyiniz. Burada Bahçeli'nin savunuculuğunu birkaç cümleyle dahi yapmak durumunda hissediyorsam kendimi, bu halkın gereksiz şeylere takılıp kalan yaklaşımı yüzündendir.
Oysa benim kafama takılan konu MHP'nin seçim kampanyası.
İlk olarak yine Beşiktaş'ta rap yapan birilerinin yanında MHP bayraklarını görünce inanamamıştım.
Marşlardan, rap şarkılarına geçmek ne kadar keskin bir dönüştür böyle. Dikkat çekmeye çalışıyor deyip geçmiştim. Ama şimdi bu kadınları gördüğüm zaman sorgulamaya başladım. Siyaset adına daha neler yapılacak diye?
Milliyetçilik, günümüzde en kolayca yüz çevrilen kavramlardan biri oldu. Ama benim için ilkesel alanda hala çok önemli bir değer. Buna karşı çıksanız da görmezden de gelseniz, böyle bir ilkenin varlığı ve Türk siyasetindeki yeri yadsınamaz. Sağ-sol ayrımında sağ kesimin temelini oluşturan ilkeyi neredeyse tek başına taşıyan bir partiyseniz, buna göre davranmanız gerekmez mi? Elinde böyle bir ideolojik güç olan bir partinin rap şarkılarından medet umması ilginç değil mi?
Sanırım psikolojik açıklamaları olan bu yöntemleri hiç anlamayacağım.
Ama her şeye rağmen MHP Kadın Kollarının elinde BEN TATMİN OLMADIM yazan pankartlarla dolaşmasını çok gayriciddi ve tehlikeli buluyorum, hele de yakın zamanda vekillerin seks kasetleri üst üste yayınlanmışken.
NOT: ama asıl vermek istediği mesajı da vurgulamalıyım, ÖSYM başkanının açıklamalarından ve soruşturmalardan
BEN DE TATMİN OLMADIM!
Gözlerinizi kapatıp bir düşünün Beşiktaş Meydanı'nda 50'li yaşlardaki kadınlar "Ben tatmin olmadım." yazan pankartlardan taşıyorlar. Bunun neyin propagandası olabileceğini sizin hayal gücünüze bırakayım.
Benim gibi ağzı açık bakanlar içinse açıklıyorum: MHP'nin.
Seçim arifesinde gördüğümüz karalama kampanyalarından birini yürütmek niyetinde değilim. Hele de MHP'yi ve Bahçeli'nin açıklamalarını diline dolayıp bundan geyik malzemesi yapanlardan hiç değilim. Etrafta "püskevit" esprileriyle gezenleri de anlamıyorum. Şive bu kadar dalga geçilesi bir şey değildir. Eğer hatasız bir İstanbul Türkçesi beklemekteyseniz, önce kendi dilinize bakın derim, ya da illa siyasette arıyorsanız, ondan önde gelenlerin açıklamalarını irdeleyiniz. Burada Bahçeli'nin savunuculuğunu birkaç cümleyle dahi yapmak durumunda hissediyorsam kendimi, bu halkın gereksiz şeylere takılıp kalan yaklaşımı yüzündendir.
Oysa benim kafama takılan konu MHP'nin seçim kampanyası.
İlk olarak yine Beşiktaş'ta rap yapan birilerinin yanında MHP bayraklarını görünce inanamamıştım.
Marşlardan, rap şarkılarına geçmek ne kadar keskin bir dönüştür böyle. Dikkat çekmeye çalışıyor deyip geçmiştim. Ama şimdi bu kadınları gördüğüm zaman sorgulamaya başladım. Siyaset adına daha neler yapılacak diye?
Milliyetçilik, günümüzde en kolayca yüz çevrilen kavramlardan biri oldu. Ama benim için ilkesel alanda hala çok önemli bir değer. Buna karşı çıksanız da görmezden de gelseniz, böyle bir ilkenin varlığı ve Türk siyasetindeki yeri yadsınamaz. Sağ-sol ayrımında sağ kesimin temelini oluşturan ilkeyi neredeyse tek başına taşıyan bir partiyseniz, buna göre davranmanız gerekmez mi? Elinde böyle bir ideolojik güç olan bir partinin rap şarkılarından medet umması ilginç değil mi?
Sanırım psikolojik açıklamaları olan bu yöntemleri hiç anlamayacağım.
Ama her şeye rağmen MHP Kadın Kollarının elinde BEN TATMİN OLMADIM yazan pankartlarla dolaşmasını çok gayriciddi ve tehlikeli buluyorum, hele de yakın zamanda vekillerin seks kasetleri üst üste yayınlanmışken.
NOT: ama asıl vermek istediği mesajı da vurgulamalıyım, ÖSYM başkanının açıklamalarından ve soruşturmalardan
BEN DE TATMİN OLMADIM!
28 Mayıs 2011 Cumartesi
bir final dönemi aktivitesi olarak: blog yazmak
bunu hep yapıyorum. Yeni bir final döneminde daha derslerle boğuşmak yerine aklıma gelecek aktivitelere zaman ayırıyorum. Ama çok belirgin bir fark var. Stres seviyemdeki gözle görülür azalma, başka işler yapma isteğimde de azalmaya yol açtı. Mesela şu an ders çalışmak yerine temizlik yapsaydım da bir o kadar faydalı bir iş yapmış olacaktım, ama ben sadece uyumakla ve kitap okumakla günü geçiriyorum. Realiteye özlemim çok büyükmüş meğer, yıllardır okuduğum romanlar ve teorilerle dolu ders kitaplarından sonra pek de uzmanı sayılmayacağım bir konuya değinen otobiyografi okumak, işte buna ihtiyacım varmış!
Bir de günlük olarak istatistik kontrolü yapmaya başladım, blogumu birilerinin açıp okuduğunu görmek yazdıkça yazmama sebep oluyor. Ama şimdi şımarıkça bir tutumla sizden geri dönüşler talep edeceğim. Edebi yazmadığım zaten ortada, ama bunun dışında da fikirlerime, yazma tarzıma, hatalarıma vurgu yapabilirsiniz. Her türlü yorumu bağrıma basarım!
Hatta mesela deneysel bir yol izleyebilirim, bana yorumda derseniz ki: şu konu üzerine fikirlerini yaz. Eğer sakınca görmediğim bir konu olursa yazabilirim. Böyle şeyler.
I <3 blogging!
Bir de günlük olarak istatistik kontrolü yapmaya başladım, blogumu birilerinin açıp okuduğunu görmek yazdıkça yazmama sebep oluyor. Ama şimdi şımarıkça bir tutumla sizden geri dönüşler talep edeceğim. Edebi yazmadığım zaten ortada, ama bunun dışında da fikirlerime, yazma tarzıma, hatalarıma vurgu yapabilirsiniz. Her türlü yorumu bağrıma basarım!
Hatta mesela deneysel bir yol izleyebilirim, bana yorumda derseniz ki: şu konu üzerine fikirlerini yaz. Eğer sakınca görmediğim bir konu olursa yazabilirim. Böyle şeyler.
I <3 blogging!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)