5 Ekim 2011 Çarşamba

bağlan bana

dikkat connected2.me reklamı içermektedir!

el attığım her sosyalleşme(!) sitesi gibi connected2.me bağımlısı oldum bu ara. kendisi benim bütün ihtiyacıma hizmet ediyor gibi. karşındakine önyargı oluşturmadan konuşmayı, rasgele muhabbetler etmeyi ve anında yeni insanlarla tanışmayı ne kadar çok özlemişim meğer.

3 kişiyle konuştum ilk gün. bir tanesinin kim olduğunu hemen çözmekle beraber, birine dair tahminlerim var. üçüncüsü kim bilemiyorum! tahminim var yine elbet ama değildir sanırım. o 3 kişi, yine gelin yine gelin!!! akşamlarımı renklendirin dostlar. şimdi tabii reklam yapacağım:

-> http://connected2.me/msa <- here is the link to connect me! (ingilizceye geçişim tamamen abdden giren okuyucularımın ilgisini çekmek içindir çaktırmayınız.) I am open to conversations at nearly all the time. come to me with anything. I am realized now why I was not accepted to marketing internship. I cannot advertise myself. As a cliche come and see me! I am undefinable but liv(with)able. (götümden kelime uydurabilirim evet) anyways let's talk!

gel gelelim ikinci olarak altta görülen o resimlerden birine tıklayıp herhangi biriyle konuşmaya. yazması kolay, yapması zor. bu insanlardaki ego benim boyumu -bakın benim boyumu diyorum- bile aşmış! ama sonunda güzelce muhabbet edebildiğim biriyle tanıştım. siz de tanışın! bkz. http://connected2.me/Hirtapont selamlaşın konuşun. komisyon almadığımı kendisinden öğrenin, ama işe yararsa yakında reklam almaya başlayabilirim. zaten anlarsınız bugün akşam yemekte Pepsi içtim falan demeye başlarım.

bu kız çok sıkılıyor anlayabileceğiniz üzere. beni buralarda yalnız bırakmayın!

4 Ekim 2011 Salı

sıkıntı

ben böyle boşken,
oturduğum yerden para kazanıyorken,
geçirdiğim zaman CV'de çok değerli görülecekken,
muhtemelen evde olsam da aynı şeyleri yapacakken,
sınırsızca internete girebiliyorken,
yanlarına uğrayıp muhabbet edebileceğim insanlar varken

neden bu kadar çok sıkılıyorum acaba?

25 Eylül 2011 Pazar

beklerken

blogumu en çok takip eden en çok seven ama en çok yeren insanı beklerken, bir kaç satır yazayım dedim. yeniden yurda döndüm. güneydeyim, manzaram da var ama yurt yurttur! bunca seneden sonra bile evden ayrılıyormuş hissi. bir veda etmişlik... garip duygular basıyor beni okul açılmasının arifesi. dersler başlayacak diyorum, istemiyorum diyorum. mantıksallaştırıyorum, bitiyor ama geçmiyor. buruk yine bir kısmım.

22 Eylül 2011 Perşembe

...hiç söylemiyorsunuz

bir ayı geçmiş yazmayalı
...hiç söylemiyorsunuz
ben çok değişmişim
...hiç söylemiyorsunuz
hayattan elimi eteğimi çekesim gelmiş
...hiç söylemiyorsunuz
eğlenme genimi sökmüşler içimden
...hiç söylemiyorsunuz
müzik dinlemeyi bırakmışım, sonra geri dönmüşüm çaktırmadan,
...hiç söylemiyorsunuz
ben kendimi mutlu zannederken sadece umursamaz olmuşum
...hiç söylemiyorsunuz
dünya daha iyi bir yer olmamış, hiç iyi olmamış
...hiç söylemiyorsunuz
bulutlanmış herkesin gözleri, buğulanmış benim gözlüklerim
...hiç söylemiyorsunuz
ben ben olmaktan çıkmışım, bitmişim, sıkılmışım
...hiç söylemiyorsunuz
peki siz bunların farkında mısınız, nasılsınız ...hiç söylemiyorsunuz.

11 Ağustos 2011 Perşembe

anlatacak çok şey mi var hiç mi

bilgiyi saklamanın böylesine önemli olduğu bir çağda, boş konuşuyorum. cidden boş konuyorum. gereksiz bilgi veriyorum insanlara. blog yazıyorum boş şeyler üstüne. okuduğunuzda size bir şeyler katacak yazılar yazmak isterdim ama karşılığında bir şeyler beklerdim. amacım eğlenmek ama biraz anlam da katmak isterim.
bugün bir muhabbet esnasında son bir ayda konuştuğumdan çok daha fazla şey konuştum. kafa ütülemeyi de geçtim, karşımdakilerin rahatlıkla kullanabileceği bilgiler veriyorum. istismar olabilecek, ya da hakkımda kötü çıkarımlar yapılabilecek şeyleri herkesin içinde anlatıyorum. bugün bir türlü çenemi tutamadım. uzun zamandır bunalıma girmediğimden olsa gerek, bunun bunalımındayım.
insan nasıl çenesini tutamaz?
bir de bugünkü saçmalıklarımın şöyle bir versiyonu var. cevap veremiyorum. söylenenlere makul cevaplar veremediğim gibi, konuşmak için ağzımı açtığımda en istemediğim şeyleri söylüyorum. acaba nasıl çözeceğim bunu?
sanırım konuşmak için de pratik yapmam gerekecek artık.

8 Temmuz 2011 Cuma

dibe/yere vuruş

Bu ülkeyi terketmek için en esaslı sebeplerimden olmaya aday: kaldırımlar. Son zamanlarda 2. kere diz üstü yere yapışmak hiç hoş olmadı. Dizimdeki morluklar yeni geçti derken, aynı yerden yeniden yaralandım. Benim çocukluğu yad ediş biçimim biraz farklı evet. Muhtemelen yanımdan geçen adama iyi bir geyik malzemesi çıkardım. "Abi dev gibi kız yürüyordu, sonra birden yere yapıştı, düz yolda!" Kendisinin refleksleri daha iyi olmalıydı. Düştükten sonra tutması çok da anlamlı olmadı tabii.

Sokak ortasında düşmek mi daha saçma, yoksa iyiyim, iyiyim diye gülmeye başlamak mı bilmiyorum. Hoca da diyor ki, etraftaki çocuklara bakıyorum diye düştün değil mi? Tabii hocanın taklitleri sadece iyice krize girmeme sebep oldu. Kendi kendime olay yaratıyorum resmen. Oysa gayet sakin ve makul bir gündü.

Yaz okulundaki derslerin şoku ise yere yapışmaktan bin beter. Hayatımda ilk defa yaz okuluna kaldığım için pişman oldum. Çok değil 3-4 gün sonra beni mahkeme duvarı suratıyla, güneyde görebilirsiniz.

Not: Aydın Abi kantini açtı. Artık rahatça çay içiyorum en azından. Şu dram dolu hayatımın en iyi gelişmesi!

3 Temmuz 2011 Pazar

home alone

Yaramazlık yapmak için şartlar olgunlaştı, ben olgunlaşamadım. Yaşlanıp gideceğim. Böyle başlamak istememiştim, neyse. Annemle babamın az evvel memlekete gitmesiyle beraber, kardeşimi saymazsak -ki rahatlıkla saymayabiliriz-, eve hakim oldum. Yaşamımın devamını nasıl sürdüreceğim konusunda kuşkular var. Giderayak aklıma sokulmaya çalışılan yemek tarifleri, buzdolabını doldurmalar, anahtar hatırlatmaları, alarm niyetine her sabah arama vaatleri... Yetmedi tüm bunlar, sen yapmazsan kardeşin halleder oldu. Evet, ben 22 yaşıma gelmedim de 15 yaşındayım. Aslında 14,5. Bu aniden kazanılan özgürlük ortamını nasıl değerlendireceğimi şaşırmış durumdayım. Aklıma yapabileceğim hiçbir şeyin gelmemesi acı verici. Ben gayet uslu başlı, hanımefendi bir kızım demek. Ama tabii beceriksizlik. Annemlerin tatile çıkmasından kendi sosyopsikolojik profilimi çıkardım ama Freudyen açıdan yaklaştığımda çıkacaklardan korkuyorum. Bunu boş bir zamanımda kendi kendime dertlenmek için kullanacağımdan emin olabilirsiniz, buraya yansıtmayacağım.

Hani ben bir zamanlar, çok değil, 2 3 hafta önce ciddi ciddi yazıyordum ya; hani belki özlemişsinizdir diye şimdi çok ciddi bir sorundan bahsedeceğim. ÇAPRAZ ASKI. Evet çapraz askı. Görmeyenler için söylüyorum, geçen sene mayıs ayında denize gideyim dedim. Mayomun çapraz askıları sayesinde tam bir sene sırtımda bir X ile dolaştım. İşaretlenmek, damgalı eşek esprileri yetmedi bana. Besbelli yetmedi, çünkü bugün markete gidip geldiğim 1 saat içerisinde yine sırtım kapkara. Hayır mayoyla gitmedim markete tabii, ama bakın şu tesadüfe, elbisemin askıları yine çapraz. Sırtımdaki yepyeni X'i gördüğüm zaman ne kadar çığlık attığımı görmeliydiniz. Evet ciddiyim, bu konu ciddi, o X ise en ciddi!

Güneş bana kıçıyla gülüyor, işte yaz geldi!